Cihad-Zikir Bağlamında; “Şeyh Said Hadisesi”

  • PDF

 

Kurtuluş savaşında batılı şer güçlere karşı tüm gücüyle mukavemet eden Müslüman halk, savaş sonrasında yerli şer odakları tarafından, menfur bir siyasetle sindirilmiş, akabinde İslam’a dair bütün mukaddesata karşı top yekun bir imha girişimine gidilmiştir.

İslam hilafeti başta olmak üzere, İslam’ın hayattaki tezahürleri olan bütün kurumlar pasivize edilip ortadan kaldırılmış, on binlerce insanımızı şehit eden batının seküler kanunları, halkın vermiş olduğu bedellere rağmen ithal edilmiştir.

Gücü eline geçirenlerin, mukaddesata olan kinlerini kusmaları tarihe has bir vakıa olmadığını günümüzde de görebiliyoruz.

Peygamberimiz, “Alimler, peygamberlerin varisleridir.” Diye buyuruyor. İşte bu manada celadet sahibi Rabbani alimlerin yaşanan hukuksuzluklara ve zulümlere karşı duyarsız olmaları beklenemezdi. Peygamberi bir misyonla İslam mesajını çağlar ötesine taşıyan alimler, hakikati savunma adına, canlarından olmaları pahasına dik duruşlarını, ilmin izzetini muhafaza edeceklerdi.

Nitekim Şeyh Said, Cibranlı Halit Bey ve Şeyh Abdullah gibileri İzzeti Diniyeyi muhafaza ve müdafaa etme adına dik durdular.

Bölgemizde Nakşibendi tarikatının merkezlerinden olan, Melekan(Malon) köyünde ilmi ve irfani tedrisatını sürdüren, talebeler yetiştiren Şeyh Abdullah, Şeyh Said’in hem dayısının oğlu hem de damadı olup Şeyh Said hadisesinde Şeyh Said’e en büyük desteği veren, Nakşibendi tarikatı şeyhlerindendi.

Nefsi ıslah ve terbiye mektebi olarak süregelen tasavvuf , “Terk-i dünya, Terk-i Ukba, Terk-i terk” düsturu perspektifinde bir metot ile günümüze kadar gelmiştir. Zamanla tasavvuf ehlinin bir kısmı, nefsi terbiyeyi asıl gaye edinerek, dünyevi işlerden el etek çekip sosyal vakıalara uzak kalma gibi bir sürece evrildiler.

Oysa Resulullah’ın hayatına baktığımızda cihad ile zikir birbirine mezc olmuş iki ibadet idi. Birisi diğerine bırakın engel olmayı, yek diğerini tamamlayan iki ibadet idi.

İşte Şeyh Said ve Şeyh Abdullah gibileri,  Resulullah’tan aldıkları miras ile bu manayı, 20. Yüzyılda tekrar ihya edip, asırdaşları Şeyh Şamil ve Ömer Muhtar gibi, cihadı zikir, zikiri cihad  bilip, kendinden sonra gelenlere cihad-zikir ayrılmazlığı dersini, şehadetleriyle verdiler.

Hatta Palu Şeyhlerini, Norşin şeyhlerinden ayıran en büyük özellik de, Cihad-zikir ayrılmazlığı çerçevesindeki usulleridir, zannımca.

Resmi ideolojinin halkın bütün değerlerine pervasızca isyan etmesi aşikarken, halka dayatılan batılı değerleri kabullenmeyenlerin “isyancı” diye yaftalanması ne büyük bir talihsizliktir.

Şeyh Said’in mücadelesine ve söylemlerine rağmen, onu Kürtçülükle itham etmek ayrıca bir talihsizliktir.

Nitekim Şeyh idama gitmeden önce şunları yazmıştı ; “ Bu dünyadaki hayatımın sonu geldi. Şu Basit ağaç dallarına asmanıza perva etmem. Kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Muhakkak ki yolum, Allah, din ve halkımın yoludur.”

Şeyh Said Efendi, Şeyh Abdullah Efendi, Cibranlı Halıt Bey, Hanili Salih Bey gibileri aradan asırlar geçse de rahmetle anılacakken, Binbaşı Kasım ve Cemile Çeto gibi satılık ruhlular ve onlara zulmedenler tarih sayfalarında bir kara leke olarak kalmaya devam edeceklerdir.

Son olarak şehadetlerinin 90. Seneyi devriyesinde Şeyh Said, Şeyh Abdullah ve dava arkadaşlarını rahmetle anıyorum, yazımı Hanili Salih Bey’in şu dizeleriyle sonlandırıyorum;

“Gerçi enzar-ı ehibbadan dahi dûr olmuşuz.

Rahmeti mevlaya yaklaşmakla mesrur olmuşuz.

Hak yolunda müflis u hane-harab olduksa da,

Bu harabiyetle biz manada ma’mur olmuşuz.

Ehli hakkız, korkmayız idamdan berdardan,

Çünkü te’yidi ilahi ile mensur olmuşuz.

Hakimi Mübtil yedinden madrubin olduksa da,

Emri Hakla şarrı gara hakkını ifaya memur olmuşuz…”

Not; Kürt meselesine dair kalıcı ve samimi çözümler getirilmek isteniyorsa eğer, öncelikle  işe, yalanlar ve itibarsızlaştırmalarla dolu resmi tarihi yeniden yazmakla başlanılmalıdır. Nitekim İslam ve Kürt tarihinde  önemli bir yere sahip olan, Şeyh Said ve Bediüzzaman gibi öncü şahsiyetlere bir mezar bile çok görülüp,  yıllarca resmi kaynaklar tarafından asılsız iddialarla bu şahsiyetler itibarsızlaştırılmıştır.  Müslüman artı Kürt olmaları, bu alimlerimize yapılan zulümleri katmerleştirmiştir. Dolayısıyla derhal, bu gibi Kürt tarihinde önemli bir konuma sahib olanların, itibarları iade edilmelidir.

BU MAKALEYİ SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile