Bilirim, Sükûtun Asaletindendir Lâkin…

  • PDF

 

İnsanların vakıalara ve eşyaya bakış açısı çok önemlidir. Zira insanoğlunun hayatını anlamlı kılan, hayata dair mefhumlarını sağlam temeller üzerine bina etmesidir.

İnsan-eşya-hayat-ölüm denklemini, Rabbani bir perspektifle çözen bir akidenin yaşama ve yaşamı anlamlandırmaya dair söyleyecek çok sözü vardır.

Allah, Resulü buyuruyor ki;

“Müminin ferasetinden sakının! Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizi)

Evet, çünkü mümin olaylara, Rabbinin bakmasını istediği pencereden bakar ve olayları anlamsal bütünlüğü içerisinde değerlendirir. Tabir yerindeyse, yap-boz misali vakıayı değerlendirirken resmin bütünlüğünü, yani dünyaya ve ahirete bakan yönlerini göz önünde bulundurarak düşünür.

İşte olaylara böyle bir zaviyeden bakan ve çözümler üreten insanların yaklaşımları ile, olaylara salt dünyevi-seküler bakış açısıyla bakanların yaklaşımları arasında ciddi farklar vardır.

Hal böyleyken, eşyaya bakışı sakat olan bir düşüncenin, insanın sosyal hayatını adilce idare etmeye dair söylemleri ne kadar tutarlıdır sizce?

Henüz hayata ve içerisinde cereyan eden olaylara dahi bir anlam getirmekten aciz olan bir düşüncenin, insanlığın sorunlarına köklü çözümler getirmesi mümkün müdür?

Sizlerde biliyorsunuz ki, bir hastalığa eğer doğru bir teşhis konulmamışsa yapılan bütün tedaviler sonuçsuz kalır, hatta yanlış tedavi hastanın ölmesine dahi neden olunabilir. (Bugün yanlış tedaviler sonucu bitkisel hayata mahkûm edilen ‘insanlık’ bunun en bariz örneğidir.)

Kâinatı, anlam bütünlüğünden bağımsız değerlendiren bir bakış açısının, kâinatın öznesi olan insana getireceği anlamın, ne kadar isabetli olacağını varın siz tahmin edin…

En basitinden, kâinatın yaratıcısının, “Xalıkıyet” hakkını iade etme konusunda dahi ciddi sorunlar yaşayan bir düşünce, eşyanın tamamının hukukuna tecavüz etmişken nasıl olur da insanlığa hakkı vaad eder? Ve ediyor ?

Ama zaman, ahir zaman maalesef böylesi düşüncelerin narâ olduğu bir asırda yaşıyoruz. Sahte doktorların, olmayan insafına terk edilmiş hasta misali, narkozlarla uyutulmaya(susturulmaya) devam ediyoruz.

Oysa sen ey, adil şahitliğe talip olan, ferasetinden sakınılan kardeşim !!!

Bilirim, sükûtun asaletindendir lâkin…

Bugün, böylesi kof ideolojiler ve yaldızlı demagojiler karşısında başını öne eğmenin zamanı değil?

Çünkü, bugünkü sükutun asalet değil zillet kokuyor…

Yutacaksa eğer birileri küçük dillerini, ajitasyonlarla toplum mühendisliğine soyunanlar ne güne duruyor sanki?

Şunu bil ki, senin suskunluğundur, necis zihniyetlere güç veren…

Ahlaksızlığın, hak diye talep edildiği bir hengamda,

Hak namına, hakkı talep etmemek, dillendirmemek, susuvermek…

Öncelikle, Hakk’ın hukukuna,

Bilahare İnsafın ve hakikatin hukukuna en büyük haksızlıktır.

Nefis ve heva adına konuşanların söylemlerinin, narâ olduğu bir devirde,

Sükût orucuyla, hakikate ihanet etmekte neyin nesi.

Oysa senin, Hakk namına söyleyecek kat’i ve mukni bürhanların(tiryakların) var,

Sermayesi buz olanların emellerini eritecek, hakikat güneşin var…

Algıları ve umutları, batıl naralarla iğfal edilen kitleleri, ihya etme adına,

Hakk ehlinin suskunluğundan kuvvet alan şaklabanları, hakikatle susturmak adına,

Velhasıl, insanlığı zulümat girdabından, sahil-i selametlere çıkarma adına,

BU MAKALEYİ SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile