Bir Toplum Kendi Durumunu Değiştirmedikçe….

  • PDF

 

 

İnsanı bir hiç iken onu yaratan, ona hayat veren, onu şekillendiren, onu eşrefi mahlukat yapan ve onu yeryüzünün halifesi eyleyen Allah’u Teala imtihan edilmek üzere onu yeryüzüne göndermiştir. Allahu Teala insanoğluna külli ve cuz’i irade de vermiştir. Mesela ırkını, anne babasını, doğduğu yeri,  akrabalarını kendisi seçmemiştir. Ama ne yapacağını, nasıl davranacağını, ne karar vereceğini insanoğlunun iradesine bırakmıştır. Onu imtihan süzgecinden geçirirken birçok uyarıcı da göndermiştir. Bu uyarıcılar vasıtasıyla hakkı görmeyi ve hakka tabi olmayı vazetmiştir. İnsanoğluna bu dünyada ekeceği her şeyin ahirette kendi tercihi olduğunu belirtmiş ve dikkatli olması gerektiğini buyurmuştur. Hayır, olarak bu dünyada ekilecek hayırlı amellerin ahiret hayatında mükafat mahsulü ile ödüllendirileceği gibi, şer olarak bu dünyada ekilecek amellerin hüsran ile cezalandırılacağı bilinmesi gereken en mühim meselelerden birisidir. Dünya-ahiret dengesine dikkat etmek ve ahiret hayatımızı ma’mur ve mesrur yaşamımız için dünya hayatımızı Rabbani bir metotla terbiye etmemiz gerekiyor. Bundan dolayıdır ki Efendimiz s.a.s ‘’Hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz ‘’demektedir. Müminler olarak elimizi taşın altına atıp sorumluluk bilincinde hareket etmemizi istemekte o rengi hayata hakim kılmamızı istemektedir. Bu meyanda iş bilen ehliyet ve liyakat sahibi kişiliklere layık oldukları konuma getirilmesi için bizlere büyük görevlerin düştüğünü, aksi taktirde kaçınılmaz bir tehlikeden de bahsetmektedir. ‘’Emanet ehline verilmediği zaman kıyameti bekleyin’’ hadisi ihtarname olarak gözlerimizin önünde durmakta ve kulaklarımızı tırmalamaktadır. Büyük bir medeniyet tasavvuruna sahip olan ve tarihi tecrübelerle, derslerle dolu olan bu kadim kültürün topluma vereceği çok faydalı ve güzel numuneleri mevcuttur. Onlardan layıkı ile istifade edilip bu toplumun hayat damarlarına kan olarak verildiğinde müflis bir toplum olmaktan kurtulacağız biiznillah. Günümüzde bu yönde bir tıkanma olduğu bilinen bir hakikat olarak durmaktadır. Eleştiri kültürünü özümsemeyip takım tutar gibi kendi tarafını, toplumunu, partisini kutsayanlar yanılgı içerisindedirler. Bu durum onları tek tipçiliğe kaydırmakta ve hakikati tersyüz etmektedir. Söz gelimi bir yanlışı dile getirdiğinizde hemen ‘’nankör’’ , ‘’işi gücü bizi eleştirmek ‘’ diyen insanlarla karşılaşmanız kuvvetle muhtemeldir. İsterseniz Hz. Ömer zamanına bir gidip ona kulak verelim. Hz.Ömer (r.a.) bir gün hutbe esnasında, "Ey insanlar, dinleyin ve itaat edin!" dedi. Bunun üzerine bir sahabi hemen yerinden fırlayarak: "Ne dinler, ne de itaat ederiz!" dedi.  "Yâ Ömer! Giymiş olduğun bu elbisenin hesabını vermedikçe seni dinlemeyecek ve sana itaat etmeyeceğiz!" dedi ve devam etti: "Beytülmâlden sana da, bana da aynı kumaş düşmüştü. Ben kendi hakkıma düşen miktardan bir elbise yaptıramadım. Ama görüyorum ki sen kendine bir elbise yaptırmışsın. Bu nasıl oldu?"

Adalet timsali Hz. Ömer hiç bir söz söylemeden eliyle oğlu Abdullah'a işaret ederek: "Kalk oğlum, bu elbisenin hikayesini anlat!" dedi. Bunun üzerine Abdullah ayağa kalkarak şöyle dedi: "Bana da, babama da birer parça kumaş düşmüştü. Ben hakkımı ona verdim. Şu anda üzerinde gördüğünüz elbise ikimizin hakkından meydana gelmiş bir elbisedir."

Bu cevapla rahatlayan sahabe, "Konuş ey Allah'ın Peygamberinin Halifesi, şimdi seni hem dinler, hem de itaat ederiz." Dedi. Birde kendi adamına yada güçlü olana yapılan farklı muamele hususunda adaleti işletmeyenler için örnek vermek gerekirse ‘’Efendimize gelen Usame bin Zeyd bir bayan için aracı olmak istediğinde Resûlallah (s.a.s) verdiği cevapta daha önceki toplumları helak eden ahlakın bu olduğunu belirtir. Suç işlemiş soylu bir kabilenin kızı ile ilgili imtiyaz talebine Peygamberimiz sert çıkmış, “Vallahi, kızım Fatıma da olsa gereğini yaparım sizden öncekiler bu şekilde haktan ayrıldıkları için helak oldular” buyurmuşlardır. Ayeti kerime de bu noktaya dikkat çekip ‘’İsrailoğullarından inkâr edenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir. Yapmakta oldukları münker (çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi!’’( Maide suresi79- 78)     Yine Efendimiz s.a.s in "Nasıl olursanız öyle idare edilirsiniz." Ve ‘’Amelleriniz yöneticilerinizdir, onlar sizlerin eseridir.’’ Hadisi şerifleri tarihi sorumluluğu omuzlarımıza yüklemektedir. Allahu Teala’ içimizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun’’.(Ali İmran 104)istiyor. Başka bir ayeti kerimede ‘’ Bir kavim (toplum), kendi durumunu değiştirmeyinceye kadar Allah, onların durumunu değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir’’.(Enam suresi 129).ayet diye buyurmaktadır. Önümüzde iki seçenek vardır. Ya ‘’O (mü’min) kimseler ki kendilerine yeryüzünde iktidar, mevki (ve servet) versek (şımarıp sapmazlar,) namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, (İslâmî ölçülerde) iyiliği emrederler ve kötülükten menederler. (Çünkü bilirler ki, bütün) işlerin sonu ancak Allah’a ait(tir ve O’na dönecek)tir.’(hac suresi 41) Ya da ‘’İktidara gelseler, yeryüzünde güç ve kudret sahibi olsalar, yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarırlar, akrabalık bağlarını gözetmezler.’’ (Muhammed Suresi 22.Ayet)

BU MAKALEYİ SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile