“Zamanın Hüseyni Olabilmek”

  • PDF

 DSCN1260DSCN1277

Solhan’da hayırlı faaliyetlerle adını duyuran Çağrı-Der, Hz.Hüseyin'in şehadet yıl dönümü münasebetiyle ‘Zamanın Hüseyni Olabilmek’ adıyla bir program düzenledi.

İlçemizde hayırlı faaliyetlerle adını sıkça duyuran Solhan Çağrı-Der, Solhan Kültür Merkezinde Hz.Hüseyin'in şehadet yıl dönümü münasebetiyle ‘Zamanın Hüseyni Olabilmek’ adıyla bir program düzenledi.

Mustafa Gülyusuf Hoca'nın Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan Program, ilahi gurubunun seslendirdiği ilahilerin ardından Sinevizyon gösterimi ile devam etti. Daha sonra Araştırmacı Yazar Cengiz Aydın günün anlam ve önemine dair bir konuşma yaptı.

Allah`a hamd ve Resulüne salatu selamla konuşmasına başlayan Cengiz Aydın, “ Hazreti Hüseyin'i anlamak hele asrımızda Hüseyin olmak iddialı bir söz, zor bir iştir ama şunu söyleyelim Hüseyin'in Hüseyin olabilmesi için Hüseyinlerin yeni baştan şu memleketlerde çıkabilmesi için bizim babamızın adı ve vasfı Ali gibi olması lazım, annelerimiz Fatma gibi olması lazım. Bakın o zaman göreceksiniz belki adlarınız Hüseyin olmaz ama inanın Hüseyin'in ruhunun ve kalbini taşınmış olacağız. Mekan zaman Mevzu bahis edilen şahıslar İslam'da bir konu arasında birleşirse her bir tanesini ayrı ayrı idrak etmek lazım.  Bizler Muharrem ayındayız bu ayı zaten başlı başına bir önemi vardır. Belki Allahu Teala Hz Hüseyin'i şehadetini bu aya koymakla beraber bir başka mesaj verecek bize ama bizleri Allah (c.c.) belki de bir ültimatomla yaklaştırıyor. Bakın Kur'an ı Kerim’de bizim ikinci süre olan Bakara Süresi geçiyor. Muhteva olarak Yahudilerden bahseder, içinde kısmen Hıristiyanlardan bahseder. Yahudilerin yani beni İsrail'in nasıl Yahudileştiğini, İsevilerin nasıl Hıristiyanlaştığını bize anlatırken Kur'an ı Kerim onların bir yanlış yaptığını söyler. Tarihi yanlış okumaları yanlıştır. Geçmiş ümmetlerin kıssalarını, bilgilerini alacaklar ama okuma şekilleri, anlama şekilleri idrakları farklı olduğu için delalete cehenneme yuvarlananlar arasında girecekler.  Ben kendi hayat tecrübemden, seydalardan aldığım derslerden söyleyeyim. Birçok insan Hz Hüseyin’i hayatını okumak adına yola çıkmış. Bende bu Asrın Hüseyin’i olacağım diyerek ayağa kalkmış, adım atmış, yürümüş ama akıbeti Yezit olmuş. İbni Ziyad olmuş, Ömer Bin Sad olmuş.  Onun için biz önceden önüne alalım.  Allah (c.c.) diyor bakın sizler mazlumların hakkını arama adına yola çıktınızda aman ha

Zalim olmayıp Yezit olamayın. Biz de bir dua edelim Allah bizi onlardan eylemsin inşallah.

Muharrem ayı Hicri 61 yılına kadar sevinç gibidir. Hatta bayram olarak nitelendirilir. Ama Hicri altmışbir yılı ve cuma günü gerçekten insanların uyanabilmesi için bir takım insanların ve bir Abidin de şehadetiyle neticelenmesi gereken bir vaka yaşanacak. Şimdi Hüseyin'i anlatmak ve Resulullah aleyhissalatu vesselamdan ayrı anlatmak olmaz. Dedik ya bizler tarih okuyoruz, tarih anlatıyoruz. Belki de burada teknik meselelerden bahsedeceğiz. Ama tarih okuduğumuzda niye Hz. Hüseyin bu kadar değerlidir. Niye biz bu kadar bu sahabe üzerinde duruyoruz. Mesela Bizler Sahabe'den aldığımız rivayetle sahabe için yeryüzündeki en mutlu gün Resulullah'ın Medine'ye geldiği gün, en kötü gün ise Resulullah'ın ahirette intikal ettiği gündür. Bir gün Ümmü Seleme anlatıyor diyor ki; Bir gün Cebrâil (a.s.), Peygamberimizin yanına geldi. Peygamberimiz o sırada Ümmü Seleme validemizin yanında bulunuyordu. Ümmü Seleme’ye (r.anha), “Kapıyı üzerimizden kapa, içeriye kimseyi alma.” buyurdu. Onlar içerdeyken Hz. Hüseyin geldi, içeriye girmek istedi. Hz. Ümmü Seleme onu içeriye koymak istemediyse de Hüseyin (r.a.) bir fırsatını bulup içeriye daldı ve Resûlullah’ın kucağına oturdu. Peygamberimiz sevgili torununu öptü, sevdi. Cebrâil (a.s.), “Onu çok mu seviyorsun?” diye sordu. Peygamberimiz, “Evet, çok seviyorum!” buyurdu. Hz. Cebrâil, “İyi, ama ümmetin onu şehit edecek!” dedi. Peygamberimiz, “Demek onu müminler öldürecek?!” diye hayretini belirtti. Cebrâil (a.s.) “Evet.” dedi, “İstersen onun şehit edileceği yeri de sana haber vereyim.” Peygamberimiz bildirmesini isteyince Cebrâil (a.s.) kısa bir müddet için yanından ayrıldı. Kerbelâ’dan getirdiği bir avuç kırmızı ve ıslak toprakla döndü. Bunun üzerine Peygamberimizin mübarek gözlerinden yaşlar aktı. Cebrâil’in getirdiği toprağı da saklaması için Ümmü Seleme’ye (r.anha) verdi. Hz. Hüseyin şehit olacağı gün bu toprak kana bulanacaktır.

Hz. Hüseyin, Muâviye’nin vefatından sonra oğlu Yezîd’in halifeliğini kabul etmedi. Çünkü Yezîd zalim ve fasık birisiydi. Allah’ın emirlerine uygun hareket etmiyordu. Hz. Hüseyin’in böyle birine biat etmesi ise düşünülemezdi. Onun Yezîd’e biat etmediğini gören Kûfeliler, Hz. Hüseyin’i davet ederek kendisine biat edeceklerini söylediler. Bu davet üzerine Hz. Hüseyin, Kûfe’ye gitmeye karar verdi. Sahabiler gitmemesini istedilerse de o ısrarlıydı. Yanına yakınlarını ve çocuklarını alarak Kûfe’ye hareket etti.

Yezîd, Hz. Hüseyin’in bu hareketine çok kızdı. Kûfe Valisi Ubeydullah bin Ziyad’a emir verdi. Ondan, bir ordu hazırlamasını ve Hz. Hüseyin’e mâni olmasını istedi. Askeri birlik hazırladı ve Hz. Hüseyin’in üzerine gönderdi. Hz. Hüseyin’i susuz, taşsız ve ağaçsız bir yerde konaklamak mecburiyetinde bırakmasını emretti. Hz. Hüseyin ve mahiyetindekileri kuşatma altına aldılar. Suyun başını tuttular. Hava bir hayli sıcaktı. Hz. Hüseyin ve beraberindekiler bir hayli susamışlardı. Su talebinde bulundularsa da bu istekleri reddedildi.

Hz. Hüseyin bunların kendisini öldürmeye iyice kararlı olduklarını anlamıştı. Yanındakilerin ölmelerini istemiyordu, yanındakilere, gece karanlığından istifade ederek etrafa dağılmaları ricasında bulundu. Fakat onlar bunu kabul etmediler. “Allah bizi senden sonraya bırakmasın. Vallahi biz senden ayrılmayız!” diyerek büyük bir sadakat örneği gösterdiler. Hz. Hüseyin onların bu davranışından müteessir oldu.

Biraz sonra her iki taraf da savaş düzeni aldı. Birbirlerine iyice yaklaştılar. Hz. Hüseyin büyük bir faciaya engel olma ümidiyle son olarak çok dokunaklı bir konuşma yaptı. Kûfelilere şöyle hitap etti:

“ Bana birçok mektup gönderdiniz. Bana biat edeceğinize ve yalnız bırakmayacağınıza dair haberciler yolladınız. Eğer bu sözünüzü tutar da bana biat ederseniz doğru bir harekette bulunmuş olursunuz; şayet bu sözünüzden vazgeçtiyseniz, gelişimden hoşlanmadıysanız bırakın geri gideyim.

“Biraz düşününüz: Beni öldürmeniz size bir iyilik getirir mi? Benim kanım size helal olur mu? Ben sizin Peygamberinizin kızının oğlu değil miyim? Ben sizin Peygamberinizin amcasının oğlu Ali’nin oğlu değil miyim? Hamza, Abbas, Câfer benim amcalarım değil midir? Resûlullah (a.s.m.) benim ve kardeşim hakkında ‘Bunlar cennetlik gençlerin efendisidir.’ buyurmamış mıdır?...”

Fakat gözü dönmüş güruh mutlaka Hz. Hüseyin’i şehit etmek istiyordu. Hiçbir şey anlayacak hâlde değillerdi. Biraz sonra hep birlikte saldırıya geçtiler. Çok kalabalıktılar.

Hz. Hüseyin’in yanındakiler, şehit oluncaya kadar Resûlullah’ın sevgili torununu koruyacaklarına söz vermişlerdi. Kahramanca karşı durdular. Hz. Hüseyin’in etrafında âdeta etten bir duvar oluşturdular. Biraz sonra da hepsi teker teker şehadet mertebesini kazandı.

Hz. Hüseyin’in etrafında sadece birkaç kişi kalmıştı. Onlar da birçok yerin­den yaralanmışlardı. Hz. Hüseyin de çeşitli yerlerden yara almıştı. Bir ara ya­nında bulunan son sudan birkaç yudum içmek için su kabını ağzına götürdü. Tam bu sırada gelen bir ok, mübarek ağzına isabet etti. Kab elinden düştü. Eliy­le ağzının kanını sildi. Bu arada bir ok da böğrüne saplandı. Derken çapulcular güruhu o mübarek insanın üzerine çullandılar. Elini kestiler. Çok geçmeden de Peygamberimizin “Reyhanım.” diye koklayıp sevdiği sevgili torununu şehit ettiler. Bununla da yetinmeyerek mübarek başını kestiler ve Yezîd’e gönderdiler. Tarih Hicret’in 61. yılını gösteriyordu.”şeklinde konuştu.

Program Nizamettin Yaçin Hoca'nın yaptığı dua ile sona erdi.

BU MAKALEYİ SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile